Dragosfer | Çeviri Dünyası Bülteni

About: Gökçen Ezber

Website
http://www.dragosfer.com
Profile

Gökçen Ezber tarafından yazılanlar:

Eki/11

9

Simultaneden Sağ Çıkmak: Kitap Tanıtımları

Simultane Çeviriden Nasıl Sağ Çıkarsınız?

Kitabın Adı: Self-Preservation in Simultaneous Interpreting: Surviving the role

Yazarı: Claudia Monacelli

Yayınevi: John Benjamins Publishing Company

Sayfa: 182

Yayın Tarihi: 2009

Konferans tercümanlığı bazen pahalı bir lüks olarak görülüyor. Konferans tercümanlarının genellikle birkaç kişi tarafından dinlenildiği ve artık herkesin İngilizce biliyor olması gerektiği dile getiriliyor. Konferans tercümanları aynı zamanda, otomatik bir dönüştürme sürecinde çalışan bir çeviri makinesinden öte gitmeyen bir yarı-otomaton olarak görülebiliyor. Ve birşeyler ters gittiğinde, yanlış anlamalar olduğunda ve hatta diplomatik krizler çıktığında, suçlanan onlar oluyor.’

Monacelli, kitabının önsözüne bu sözlerle başlıyor. Monacelli’ye göre, konferans tercümanlarının bir makine gibi görülmelerinin en önemli nedeni ‘görünmez’ olmaları. Toplantı salonlarının en arka köşesindeki kabinlerinde, hatta salonun üzerinde kalın camların gerisindeki tercüman odalarında çalışan konferans tercümanları, seslerini yalnızca kulaklıklardan, kendilerini dinleyen kişilere duyurabiliyor. Aynı zamanda yaptıkları işin ‘eşzamanlı’ doğası herkesçe anlaşılmadığı için, gizemli bir boyutun içinde görülüyorlar. Monacelli, kitabında, yakın zamana kadar sözlü çeviri alanındaki kuramsal çalışmaların da, tercümana bir ‘insan’ olarak değil, bir ‘olgu’ olarak yaklaştığına değiniyor ve bu alanda yapılacak kuramsal çalışmaların artık sürecin dinamiklerinden öte, tercümanın bir ‘birey’ olarak çeviri süreci ile nasıl bütünleştiğinin anlaşılmasına yönelmesi gerektiğini dile getiriyor.

Monacelli’nin kitabında, konferans tercümanları için, birçok bilinmez ve değişkenle dolu çalışma ortamlarında nasıl sağlıklı bir çeviri yapabileceklerine ve mesleklerini icra ederken kendilerinin de salt bir makine olarak görülmekten nasıl kurtarabileceklerine ilişkin aydınlatıcı tartışmalar ve öneriler yer alıyor.

Dilin Aynasından

Kitabın Adı: Through The Language Glass

Yazarı: Gıuy Deutscher

Yayınevi: Arrow Books

Sayfa: 310

Yayın Tarihi: 2010

Dil, kültürün bir ürünü müdür? Yoksa dili, insan biyolojisi mi belirler? Son birkaç yüzyıldır bu gibi sorular sorduk, fakat bunlara kesin yanıtlar bulamadık. Guy Deutscher, 2005 yılında yayınladığı ‘The Unfolding of Language’ adlı kitabında, dili kültürün ötesine ve öncesine yerleştirmiştir. ‘Through The Language Glass’ adlı son kitabında ise, Deutscher, biyoloji temelli kuramların bazı tutarsızlıklarını ortaya koyuyor.

Deutscher ilk ilginç örneklerinden biri, birçok dilde, temel renklerin bir karşılığını verecek sözcüklerin olmaması. Kitabın ilk dört bölümünde, düşünce tarihinin ilginç bir yorumunu bulacaksınız. Örneğin, ünlü İngiliz devlet adamlarından William Gladstone aynı zamanda antik Yunan metinleri konusunda bir uzmandı ve antik Yunanca’da ‘mavi’ sözcüğünün bir karşılığı olmadığını bulgulamıştı. Gladstone bu bulgusuna dayanarak, insanların o dönemde henüz tam bir renk görüsü edinemediklerini iddia etmişti. On dokuzuncu yüzyılda, Lazarus Geiger adında başka bir filolog, dünya üzerindeki dillerin renk spektrumunu aynı biçimde bölümlemediklerini ortaya koymuş, fakat ilginç sonuçlar içeren çalışması kısa zamanda unutularak, ancak bir yüzyıl sonra yeniden dilbilimcilerin dikkatini çekmiştir.

Kitabın belki de en ilginç bölümlerinde, Deutscher dil ve düşünce arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Farklı dilleri konuşanlar, benzer biçimde mi düşünüyorlar, yoksa farklı diller, dünyayı farklı biçimde mi algılıyor? Bu sorunun odaklandığı problem, bazı kuramcılar tarafından ‘dilsel görecelik’ olarak da tanımlanır. Deutscher, ‘dilsel görecelik’ kavramını reddediyor ve bu soruya vermeye çalıştığı yanıtı kültürel ve tarihsel bir tabana oturtuyor.

Deutscher’in kitabı, dil, toplum ve kültür konularında kafasında sorular olanlar için aydınlatıcı ve düşündürücü bilgilerle dolu.

Babil Sineması

Kitabın Adı: Cinema Babel: Translating Global Cinema

Yazarı: Abe Mark Nornes

Yayınevi: University of Minnesota Press

Sayfa: 304

Yayın Tarihi: 2008

Babil Sineması, metin, imge ve çeviri arasındaki ilişkileri inceleyen bir kitap. Sinema sektöründe çevirinin nasıl üretildiği ve tüketildiğine ilişkin bilgilerin yanı sıra, altyazı çevirilerinin, seslendirmelerin nasıl yapıldığına ilişkin bilgi edinmek isteyenlerin başvuracağı bir kaynak kitap niteliği de taşıyor. Sinema sektöründe yaşanmış gerçek olaylar örneklendirilerek, çevirmenin bu sektörde nasıl konumlandığı ve nasıl konumlanması gerektiği hakkında da önemli ipuçları sunuyor.

Nornes, Akira Kurosowa’nın yönettiği Tora! Tora! Tora! adlı filmin çekim aşamasında çevirmenin nasıl görünmez, ama bir o kadar da etkin bir unsur olduğunu açıklıyor.

Babil Sineması, çevirmenin bu alandaki konumunu açıklamanın ötesinde, altyazı çevirisi gibi sinema sektöründeki farklı çeviri türleri ve süreçleri hakkında teknik bilgiler de veriyor. Kullanılan yöntemler ve hatta teknik donanımlar açıklanıyor.

Babil Sineması, sinema sektörü ve sanatı, film incelemeleri, film çevirisi, Japon sineması ve Avrupa tarihi alanlarında ilgisi olanların okumasu gereken bir kitap.

Genç Bir Romancının İtirafları

Kitabın Adı: Confessions of a Young Novelist

Yazarı: Umberto Eco

Yayınevi: Harvard University Press

Sayfa: 231

Yayın Tarihi: 2011

Bir Genç Romancının İtirafları, Umberto Eco’nun 2008 yılında ‘Richard Ellmann Lectures’ adlı programı kapsamında verdiği konuşmaları içeren küçük, fakat çok zengin içerikli bir kitap. Eco, kitabının en başında, bu itirafların neden genç bir romancıya ait olduğunu açıklıyor: Bu konuşmaları yaptığı sırada yetmiş yedi yaşına basmak üzerine olmasına karşın, ilk romanı Gülün Adı 1980 yılında yayınlandı. Eco, bu açıklamayı yaptıktan sonra, başlığını şu sözlerle gerekçelendiriyor:

‘Bu nedenle kendimi çok genç ve şu ana kadar yalnızca beş roman yazmış, geleceği olan bir romancı olarak görüyorum. Önümüzdeki elli yıl içinde daha birçok roman yazacağım.’

Kitaba dönüştürdüğü konuşmaları sırasında Eco sık sık kendi romanlarına göndermelerde bulunuyor. Örneklerini kendi yazma sürecinden ve kendi yapıtlarından veriyor. Eco, mesleki açıdan bir akademisyen olduğunu, romancı kimliğini ise yalnızca bir amatör olarak taşıdığını belirtiyor. Kitabın başında, akademik ve bilimsel yazma biçimleri ve yaratıcı yazma edimi arasında bir ayrım yapıyor:

‘Kuramsal bir makalede, yazar genellikle belli bir tez sunar ya da belli bir problemin yanıtını arar. Oysa bir şiirde ya da romanda, yazarın amacı tüm tutursızlığı ile yaşamı yansıtmaktır.’

Öte yandan, Eco kendi yazma sürecini açıklamaya giriştiğinde, kendisi de kuramdan tamamen uzak kalmıyor. Yazar, kitabının ilk bölümünde, yazma sürecine kişisel bir perspektiften bakarak, kendi yöntemlerini ve ilgi alanlarını açıklıyor.

Kitabın ikinci bölümünde, yazar, metin ve çevirmen üçgeni irdeleniyor. Bu bölüm, yazarın kendi amaçladıkları dışında, metninin okurlar ve çevirmenler tarafından nasıl farklı yorumlanabileceğini ilginç örneklerle açıklarken, bir yandan da, edebiyat çevirisinin güçlüklerini gözler önüne seriyor. Kurmaca karakterler üzerinde yoğunlaşan üçünçü bölümde ise, okurların romanlara ilişkin ‘gerçeklik’ algısı tartışılıyor.

Genç Bir Romancının İtirafları, Umberto Eco’nun yazdıklarından ve romanlarından hoşlananlar için, keyifli ve ufuk açıcı bir küçük hazine!

Share

· · ·

Eki/11

1

Bir Doktorun Gözünden Konferans Tercümanları

Dr. Hüseyin Beköz

İstanbul Memorial Şişli Hastanesi

İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı

Tıp kongrelerinde simultane çeviri denildiği zaman aklıma ilk olarak çevirmenlerin oturduğu kutu şeklinde kabinler geliyor. Kocaman kongre salonu içerisinde arka köşeye konuşlandırılmış bu küçücük kutuların, bir meslek icrasının çalışma ofisleri olduğunu düşünmek çok ilginç. Yeterli havalandırma oluyor mu, terlemeden içeride oturabiliyorlar mı, diye hep düşünmüşümdür. Kapalı alan fobisi olan ya da benim gibi çok terleyen bir bünyesi olan bir kongre çevirmeni düşünemiyorum. Öyle olsa, sanırım ilk günden istifalarını verirlerdi.

İlk zamanlarda, bu kabinlerin içindeki kişiler kimlerdir diye merak etmişimdir. İnsan çeviriyi dinlerken, sesin kime ait olduğunu merak ediyor doğrusu. Meslek hayatıma ilk başladığım zamanlardaki ilk kongrelerimde genellikle çevirmenler orta yaşın üzerinde, renksiz kıyafetli, makyajsız, nötr kadınlardan oluşmaktaydı. Kulağa gelen çeviride ağırdan ve bazen heceli, biraz da sigaradan kalınlaşmış sesleri hatırlıyorum. Her zaman, acaba doğru çeviriyorlar mıdır, diye hep tedirgin olarak dinlemişimdir.

(Devamını okumak için tıklayınız.)

Share

· · · · · · ·

Eyl/11

22

Çevirmen Nasıl Yetişir?

Şebnem Sunar, İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda çalışan bir akademisyen. Akademi’nin içinde öğrencilerle birlikte çalışmanın ötesinde, aynı zamanda Can Yayınları’nda Almanca editörlük yapan Şebnem Sunar ile, edebiyat, edebiyat çevirisi ve yayın sektörü hakkında sizin için bir söyleşi yaptık.

GE       Edebiyata olan ilginizden bahseder misiniz? Edebiyat üzerine kurulu bir kariyer yapmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

ŞS        Edebiyat üzerine kurulu bir kariyer yapmaya, kitap okumaktan başka bir şey yapmak istemediğimi anladığımda karar verdim.

GE       Akademinin içinden baktığınızda, gençlerin edebiyatla olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

ŞS        Ben sadece kendi çalıştığım öğrenciler için konuşabilirim ve ne yazık ki pek çoğunun ilişkisi, derslerde müfredat dahilinde okudukları (ya da belki de okumadıkları) eserlerle sınırlı. Bu ülkede, öğrenim görmek için edebiyat bölümünü seçen, edebiyat bölümlerinde kitap okunduğunu gördüklerindeyse çok şaşıran genç insanlar yaşıyor. Akademik kurumlar edebiyat çevirmeni yetiştirmiyorlar. Yetiştirmeleri de mümkün değil. Edebiyata ve yakın disiplinlere ilgi uyandırabilir, felsefe ve kültür kuramları gibi alanlarda duyarlılık kazandırabilirsiniz, ancak çevirmen yetiştiremezsiniz; çünkü çevirmen kendi kendini yetiştirir.

GE       Aynı zamanda Can Yayınları’nda Almanca editör olarak çalışıyorsunuz. Edebiyat çevirisi alanında da çok deneyiminiz var. Şu anda yayın dünyamızda edebiyat çevirisini nasıl konumlandırıyorsunuz? Bunu yayıncı ve çevirmen ilişkileri perspektifinden değerlendirebilirsiniz.

ŞS        Edebiyat çevirisi, kuşkusuz, piyasası olan bir sektör. Ancak daha yapılacak çok şey var ve ne yazık ki bunlar tek başına yayıncılık sektörünün altından kalkabileceği şeyler değil. Çünkü işin büyük kısmı, hep söylendiği için artık klişeleşen, dolayısıyla da gerçeklik payını yitiren eğitim ve ekonomiyle ilgili. Üniversiteye edebiyat eğitimi almaya gelen biri, öğreniminin büyük bölümünün edebiyat metinleri aracılığıyla dünyayı yorumlamaktan geçtiğini, bunun da ancak kitap okunarak yapıldığını gördüğünde şaşırabiliyorsa ve bu şaşkınlığı yaşayanlar artık azınlığı değil de çoğunluğu oluşturuyorsa, bu ülkenin eğitim sisteminde sizin boyunuzu aşan bir problem var demektir ve bunun üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gerekir. Bunun üzerinde duruyorum; çünkü bu doğrudan doğruya okuyan nüfusun oranını belirleyen bir olguya işaret ediyor. Bu ülkede bir kitabı 2000 adet basarken düşünüyorsanız, bastığınız kitabın 2000 okur bulacağından kuşkulusunuz demektir. Nüfusunun 70 milyonu aşmasıyla övünen bir ülke için hayli acıklı bir durum. Bu durumun çevirmene yansıması ise işin ekonomik yönünü belirliyor. Arz edilen şeyin talibi az olunca, kitap pahalı, dolayısıyla kolay vazgeçilebilir bir “nesne“ye dönüşüyor. Bu durumda çevirmen de, yaptığı o çok zahmetli ve yorucu bir iş karşılığında yeterince para kazanamıyor.

(Devamını okumak için tıklayınız.)

Share

· · · · · ·

Eyl/11

20

Çevirmenlere Tablet Uygulamalar


Tablet bilgisayarlar artık birçok kişinin tercihi olmuş durumda. İşi gereği mobil olan, sık seyahat eden, yerleşik bir ofise bağlı olmadan çalışanlar, tablet bilgisayarları özellikle tercih ediyor. Farklı üreticiler arasında tablet bilgisayar savaşları sürerken, bir yandan da yeni bir pazar oluştu: İster Mac tabanlı olsun ister Android, birçok mobil işletim sisteminde çalışan uygulamalar üretiliyor. Bu yazımızda, özellikle çevirmenlerin ve konferans tercümanlarının kullanabileceği bazı uygulamaları tanıtmayı hedefledik.

Dropbox

Dropbox aslında web-tunable bir bulut bilişim hizmeti. Dropbox, kullanıcılarına dosyalarını ve klasörlerini depolayıp paylaşabilme olanağı sunuyor. 2GB’a kadar bu hizmeti ücretsiz sunan Dropbox, dileyen kullanıcılarına belli bir ücret karşılığı depolama sınırını 8GB’a kadar çıkarabiliyor. Web-tabanlı bu hizmetin, Ipad gibi tabletler için hazırlanmış uygulaması da mevcut. Çevirmenlerin gerek meslektaşları, gerek müşterileri ile belge paylaşımı konusunda oldukça işlerine yarayabilecek bir hizmet ve uygulama.

OfficeHD

Tabletlerde Microsoft Office belgelerinize erişebileceğiniz, yeni Microsoft Office belgeleri hazırlayabileceğiniz yararlı bir uygulama. Word, Excel ve Powerpoint belgelerinizi açabileceğiniz, yeni belgeler oluşturabileceğiniz bu uygulama, aslında Ipad tablet için hazırlanmış bir kelime işlemci. Belki dipnotlu ve çok uzun ayrıntılı belgeler için olmasa da, temel düzeyde birçok belgeyi hazırlayabileceğiniz, yazılı çeviri dahi yapabileceğiniz bir uygulama. Uygulamaya FTP yoluyla belgelerinizi yükleyebilir, ya da E-mail ile gelen belgeleri bu uygulamada açarak, tabletinizin belleğine kalıcı olarak alıp, istediğiniz zman erişebilirsiniz.

Notepad Pro

Çevirmenlerin ve konferans tercümanlarının, gerçekleştirecekleri çeviri projesi ile ilgili, çeviri öncesinde ve sonrasında not alabilecekleri, bu notları düzenli bir şekilde saklayabilecekleri bir not alma uygulaması. İster çevirinizle ilgili işvereninizden aldığınız yönergeleri not etmek, ister yaptığınız çeviri sırasında öğrendiğiniz yeni terimleri daha sonar hatırlayıp kendi sözlüğünüze dahil etmek için olsun, birçok amaçla kullanılabilecek bir uygulama olan Notepad Pro, aynı zamanda toplantı sırasında ses kaydı almanızı da sağlıyor.

iAnnotate PDF

Çevirmenler, çeviri projeleri ile ilgili dosyalarını ve toplantı sunumlarını genellikle PDF formatında alırlar. Bu nedenle, her tablette bulunması gereken uygulamalardan biri de bir PDF okuyucusu olmalıdır. iAnnotate PDF, diğer PDF okuyucu uygulamalardan farklı olarak, PDF dosyalarınızın üzerinde okurkan not almanıza, metnin dilediğiniz bölümlerin altını çizmenize ve renklendirmenize de olanak veriyor.

Share

Etiket yok

Haz/11

16

Televizyon Kanalında Sözlü Çeviri

ÖZÜM ARZIK

Yüzlerce kişi sizi dinler, hatta binlerce, milyonlarca. “X kanalın çevirmeni Kaddafi’den hızlı konuşuyordu”, “Vay be, ben Türkçe’sini anlamıyorum, o, NASA deneyini çeviriyor,” gibi tweet’ler yazılır hakkınızda. Sesinizi milyonlar duysa da, ağzınızdan çıkan kelimeler anında son dakika olarak ekranda yer alsa da, siz yine mikrofonun arkasındaki, işini en iyi şekilde icra etmeye çalışan o sessinizdir, simultane tercümansınızdır.

Çok havalı, çok dinamik, çok keyifli olabilir medyada tercüme, bir o kadar da zorluğu vardır. Öncelikle gündemi gerçekten iyi takip etmek gerekir. Mümkünse o gün işe gitmeden, daha yolda radyolardan haberleri dinlemek, önde gelen haber sitelerinden takibinizi yapmak gerekir. Zira, kanalın kapısından girdiğiniz andan itibaren aslında iş başlamıştır. O sabah Hindistan’da otellere saldırı olmuşsa, Japonya’da bir deprem olmuşsa, bir anda en gerekli kişi haline geliverip, kanala girer girmez rejiye koşup kulaklığı takıp çevirmeye başlayabilirsiniz. Şanslıysanız, tercüme sorulara önceden bakabileceğiniz bir stüdyo ya da telefon bağlantısı olabilir,  şanssızsanız bir anda İngilizce yayın yapan bir başka kanala bağlanıp çeviri yapmak zorunda kalabilirsiniz. İşte bu noktada ciddi biçimde afallamamak veya çuvallamamak için olayı en azından genel detaylarıyla (Habercilikteki 5 ne 1 k kuralları çerçevesinde) biliyor olmanız hayati önemdedir. Zira televizyonda ağzınızdan çıkacak tek bir kelime büyük önem teşkil eder. Hatta mümkünse yayına önünüzde notlarınızla girmeniz işinizi çok kolaylaştırabilir.

Diyelim siz hazırlık aşamasını iyi yaptınız, ki hazırlık hakikaten önemli, zira televizyon için yapılan tercümeler genellikle tek tercümanlı işlerdir, ve sizin yayın esnasında internet üzerindeki sözlüklerden bir kelimenin anlamına bakacak vaktiniz bile olmayacaktır ya da size destek verecek bir kabin arkadaşınız yoktur, peki sizi bekleyen başka sürprizler olamaz mı? Yazık ki olur. Hem de ciddi teknik sorunlar olur. Reji , stüdyoda konuşmasını tercüme etmeniz gereken kişinin sesine ek olarak Türkçe konuşan bir spiker sesi verebilir kulağınıza, o spikerin sesi yayında değildir, mesela bir konuda rejiyle sohbet ediyordur, ancak siz bu sesi duyarsınız. Pek çok kanalda, simultane ekipmanında reji ile iletişim kuracağınız bir buton dahi bulunmadığı için, rejiyle iletişime geçip  “Kulağımda spikerin sesi var, o sesi alın!” demek size düşer. İşte bu noktada yine şanslı olmanız gerekir.  Elbette kanallarda genellikle yalnızca İngilizce’den Türkçe’ye çalışan bir tercüman istihdam edildiği için, başka dillerden olan çevirilerin de İngilizce kanallardan röleli tercümelerini alıp çevirmek size düşer. Sarkozy, Fransızca konuşur, ama siz onu İngilizce’den Türkçe’ye çevirirsiniz. Tercümenin “suyunun suyu”na dönüşmesi bir yana, kimi zaman çeviriyi yaptığınız İngilizce kanal yayından çıkar, artık o kanalda Sarkozy konuşmuyor, spiker  Sarkozy’nin konuşması üzerine yorum yapıyordur. Ancak rejide İngilizce bilen biri olmadığı için veya dış haber biriminde tercümenin yapıldığı kanalın yayından çıktığı konusunda rejiyi uyaran biri olmadığı için hala yayındasınızdır, hala sizin çevirmeniz bekleniyordur. Bu durumda aslında doğrusu çeviriyi bırakıp rejiye “Bakın artık Sarkozy konuşmuyor” mesajı vermektir, ancak bunu yapamayabilirsiniz de. “Yok canım konuşuyor baksana, çevir sen,” diyen bir yönetmene karşı ne yapmak gerekir? “Evet şimdi Sarkozy şunu dedi, ” diyerek çevirmek mi gerekir, yoksa durmak mı gerekir, artık o sizin vereceğiniz bir karar olur. Yine röleden yapılan tercümelerde, İngilizce yayın yapan bir kanal konuşmadan çıktığında bir başka kanaldan çeviri yapmak durumunda kalabilirsiniz. Bu noktada rejiyi uyarmak “Lütfen benim sesimi dinleyin, eğer uzun süre sessiz kalıyorsam, ilgili kanal yayından çıktı demektir, başka kanala geçin,” demek önem taşır. Yani aslında işinizle, bu işin nasıl icra edildiğiyle ilgili olarak kurum çalışanlarını, özellikle birlikte çalıştığınız teknik ekibi eğitecek olan sizlersiniz. Elbette üst kademeyi de. Zira gecenin bir yarısı sizi uyandırıp “Mavi Marmara’ya saldırı oldu, haydi işe” deyip, sizi sabah 6’dan gece 12’ye kadar işte tutmak bir yana, sizden evden telefonla tercüme yapmanızı bile isteyeceklerdir. “Kanala seni getirtecek kadar vaktimiz yok, 5 dakika sonra Bush konuşuyor, evden yapar mısın?” talepleri bitmek bilmeyecektir. Bu noktada meslek prensipleri doğrultusunda karar vermek gerekir. Telefonla evden tercüme sağlıklı mıdır? Sese sağlıklı erişebilir miyim? Peki birlikte çalıştığım kuruma nasıl destek verebilirim?’ gibi soruları sorarak alınan karar doğrultusunda kanala yanıt vermek size düşer. Ben mümkün olduğunca zaman varsa kanala gitmeyi, görece olarak daha sağlıklı koşullarda tercüme yapmayı tercih ettim. Gerçekten de, vakit azsa sesi evde televizyona bağlayacağım bir kulaklıkla İngilizce bir kanaldan alıp, telefonun kulaklığına vermek akıllıca bir çözüm olacaktır. Kurumu ve o anı kurtarmak adına sesi telefondan alıp telefondan vermeye çalışmak sağlıklı bir yöntem değildir; amacımız anı kurtarmak değil, tercüme yapmaktır.

Share

· · · · · · ·

Haz/11

12

Çevirmenlerin Azizi: Jerome

Kısaca Jerome olarak bilinen Eusebius Hieronymus Sophronius, MS.340 ve 347 yılları arasında, günümüz İtalya-Hırvatistan sınırına yakın bir bölge olan Pannonia’da doğdu. Klasik bir eğitim alan Jerome, Roma’da Donatus tarafından eğitildi. On sekiz yaşında Roma’da Papa Liberius tarafından vaftiz edildi. O dönemde pagan şair ve yazarları çok iyi biliyor, fakat Hıristiyan edebiyatı ile ilgilenmiyordu.

Jerome, Roma İmparatorluğu sınırları içinde çok yoğun seyahat etti. Trier’de formal ilahiyat eğitimini almaya başladı. 370 yılında Aziz Valerian ile tanıştığı Aquileia’ya gitti. 373 yılında da Doğu’ya yolcuğuna başladı.

374 ve 379 yılları arasında, Jerome bugünkü Antakya’nın güneybatısında bir münzevi hayatı yaşadı. 379 yılında Antakya’da Aziz Paulinus tarafından kendisine papaz ünvanı verildi.  Jerome, 380 yılında Konstantinapolis’e giderek, Aziz Gregory Nazianzus ile birlikte İncil çalışmaları yaptı. 382 yılında Roma’ya döndü ve Papa Damasus’un sekreteri olarak çalışmaya başladı. Papa Damasus, Jerome’dan, İncil’in ve Mezmurlar’ın çevirilerini revize etmesini istedi. Papa Damasus 384 yılında öldüğünde, Roma toplumuna yönelik sert eleştirileri yüzünden Jerome Roma’yı terk etmek zorunda kaldı. Sırasıyla Antakya, İskenderiye ve Bethlehem’e gitti. Son olarak Bethlehem’de bir manastıra yerleşti. Burada Eski ve Yeni Ahit metinlerini Latince’ye çevirdi. Bu çeviri onbir yüzyıl sonra Trent Konsül’ü tarafından İncil’in resmi versiyonu olarak kabul edildi ve Vulgata İncil’i olarak anıldı.

410 yılında Roma barbarların saldırısına uğrayınca birçok kişi Kutsal Topraklar’a sığındı. Jerome, akın akın gelen bu mültecilerle ilgili olarak şunları söylemiştir: ‘Onlara yarım etmek için tüm çalışmalarımı bir kenara bıraktım. Şimdi, Kutsal Kitap’ın sözlerini eylemlere çevirmeliyiz, kutsal sözleri söylemek yerine, uygulamalıyız.’

Jerome, 30 Eylül 420 tarihinde Bethlehem’de uzun süren bir hastalık sonrasında hayatını kaybetti.

Jerome, 379 ve 381 yılları arasındaki ilk döneminde daha çok dini vaazlar çevirdi. Fakat bir çevirmen olarak adını İncil çevirileri ve revizyonları ile duyurdu. Eski Ahit metinlerinin çevirisi ile, İncil çevirmeni olarak adını tarihe yazdı. Jerome’un kendi çevirisine ilişkin alçakgönüllü tutumu, arkasından gelen çevirmenlere de bir önek oldu. Yaptığı çevirilere zaman zaman geri dönerek kendi hatalarını kabul ederek düzeltmiş, bunları gizlememiştir. Öte yandan, iyi bir çevirinin kaynak metnin güvenirliğine de bağlı olduğunu dile getirmiştir.

Azizler de Hata Yapar!

Çevirmenler ve konferans tercümanları her yıl 30 Eylül tarihini Dünya Çevirmenler Günü olarak kutluyor, çünkü bu tarih, kütüphanecilerin, kutsal kitap bilginlerinin ve elbette çevirmenlerin azizin yortusu.

Jerome, çeviri hataları konusunda şöyle diyor: ‘Elbette Tanrı’nın herhangi bir sözünün düzeltilmesi gerektiğini ya da tanrısal esinlenme olmadan kaleme alındığını düşünecek kadar aptal değilim, fakat Kutsal Kitap’ın farklı Latince versiyonlarındaki varyasyonlar, bunların hatalı olduğunu göstermektedir.’ Jerome bu yorumuyla, kendisinin de hata yapabileceğini dile getirmektedir. Jerome’un en önemli çeviri hatalarından birinin sonucu, Musa’nın başındaki boynuzlardır! Kutsal Kitap’ın orijinal İbranice metninde (Çıkış:34) Sina Dağı’ndan inerken Musa’nın başındaki ışık halelerinden söz edilir. Burada kullanılan İbranice sözcük aynı zamanda boynuz anlamına da gelmektedir ve Jerome işte bu ikinci anlamı kullanmıştır. Bu çeviri hatası günümüze kadar farklı biçimlerde karşımıza çıkmıştır. Örneğin Michalangelo 1515 yılında yaptığı Musa heykelinde Jerome’un çevirisine dayanarak Musa’yı boynuzlu betimlemiştir! Yaklaşık iki buçuk metrelik boynuzlu Musa heykeli Roma’da S. Pietro in Vincoli’de görülebilir.

Share

Etiket yok

Mar/11

15

Sosyal Mecralar ve Paylaşım

İnternetin hayatımızdaki yeri ve önemi pazardaki esnaftan, sosyologlara, annelerimizden, reklamcılara ve yöneticilere kadar kısaca hayatın her kesimindeki kişilerce tartışılmakta. Herkesin dilinde internet, Facebook ve Twitter var. İnternet kullanımının hızlı bir şekilde gün be gün artmasıyla birlikte offline zeminde tuttuğumuz günlük yaşantımızı online dünyada yaşar olduk.

Türkiye nüfusunun üçte birinin internet kullandığı araştırmalarca doğrulanıyor. İnternet kullanımının tarihsel gelişimine bakıldığında ise 2000’lı yılların başından bu yana %28,7’lik bir büyüme göstermiş.

Bu büyüme trendinin yaşamımızdaki en belirgin farkı normal yaşantımızda yaptığımız her eylemi online dünyada yapabiliyor olmak. Artık alışverişimizi internetten yapıyor, tartışmalarımızı internet üzerinden yürütüyor, gerekli gereksiz her aradığımızı internetten araştırıyor ve “sosyalleşiyoruz”.

(Devamını okumak için tıklayınız.)

Share

· · ·

Şub/11

21

la grande équipe

Dragosfer’in bu dördüncü sayısında, daha zengin bir
içerik paylaşmak istedik. AIIC üyesi konferans çevirmeni Benoît Cliquet ile küçük bir söyleşimiz oldu. Cliquet’in 2004 yılında üç dilde yayınladığı Interpreters by clic! adlı kitabındaki çizimleri, bir konferans çevirmeninin mesleki yaşamını çarpıcı bir biçimde karikatürleştiriyor.
Bu sayımızdan başlayarak, konferans çevirmenliğini daha görünür bir meslek haline getirmek adına, Cliquet’in izniyle bu karikatürlerini bültenimizde sizlerle paylaşacağız.
Her geçen gün giderek daha da küçülen bir dünyada, farklı diller ve kültürler arası ilişkilerin yoğunlaşmasıyla, çevirinin gerekli görüldüğü ortamlar ve durumlar da artmakta, çevirmenlerden beklentiler de bu doğrultuda çeşitlenmekte. Bültenimizde, içinde bulunduğumuz dönemde, özellikle özel sektörün aradığı ‘yeni çevirmen profili’ üzerine, birlikte düşünülüp tartışılması gereken konular var.
Share

· · · ·

Ara/10

22

Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sı Twitter’da!


Geçen sayımızda, Penguin tarafından yayınlanan Twitterature adlı kitaptan söz etmiştik. Dünya edebiyatının belli başlı klasik yapıtlarının Twitter’da  ‘tweet’lenmiş hallerini okuyabileceğimiz bir kitap Twitterature. Bu sayımızda da Türk romancılardan Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı adlı romanını ‘Tweet’lemeye çalıştık.

Türk yazarların yapıtlarını siz de Twitter’da bu yeni formatta yeniden yazabilirsiniz. Hatta www.dragosfer.com adlı blogumuzda bunları yayınlayabiliriz. Geçen sayımız elinize ulaşmamışsa, Twitterature adlı kitapla ilgili yazıyı yine www.dragosfer.com adlı adresimizden okuyabilirsiniz.

Benim Adım Kırmızı

Orhan Pamuk

@gokcenezber

Benim adım Kara. Eniştem Sultan’a Frenk tarzı bir kitap hazırlamada kendisine yardım etmem için beni İstanbul’a çağırdı.

(Devamını okumak için tıklayınız.)

Share

· · · · · · ·

Ara/10

21

Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın

Papirüsten elektronik kitaplara, kitabın beş bin yıllık tarihinde bir yolculuk!

Ünlü semiyolog, düşünür ve yazar Umberto Eco ve sinemacı, dramaturg Jean-Claude Carriere’in sohbetleri, Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın başlığı altında kitaplaştırılmış. Kitabın Türkçesi, Temmuz 2010 tarihinde Can Yayınları tarafından Kırkmerak Dizisi içinde yayınlandı.

(Devamını okumak için tıklayınız.)

Share

· · ·

Daha eski yazılar >>

Dragoman Grup Siteleri
Dragosfer, Dragoman Grup’un hazırladığı bir çeviri bloğudur.
Çeviri Dil Eğitimi İnteraktif
Carbon Teknoloji & Konsepto Reklam Ajansı 2010