Şebnem Sunar, İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda çalışan bir akademisyen. Akademi’nin içinde öğrencilerle birlikte çalışmanın ötesinde, aynı zamanda Can Yayınları’nda Almanca editörlük yapan Şebnem Sunar ile, edebiyat, edebiyat çevirisi ve yayın sektörü hakkında sizin için bir söyleşi yaptık.
GE Edebiyata olan ilginizden bahseder misiniz? Edebiyat üzerine kurulu bir kariyer yapmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?
ŞS Edebiyat üzerine kurulu bir kariyer yapmaya, kitap okumaktan başka bir şey yapmak istemediğimi anladığımda karar verdim.
GE Akademinin içinden baktığınızda, gençlerin edebiyatla olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
ŞS Ben sadece kendi çalıştığım öğrenciler için konuşabilirim ve ne yazık ki pek çoğunun ilişkisi, derslerde müfredat dahilinde okudukları (ya da belki de okumadıkları) eserlerle sınırlı. Bu ülkede, öğrenim görmek için edebiyat bölümünü seçen, edebiyat bölümlerinde kitap okunduğunu gördüklerindeyse çok şaşıran genç insanlar yaşıyor. Akademik kurumlar edebiyat çevirmeni yetiştirmiyorlar. Yetiştirmeleri de mümkün değil. Edebiyata ve yakın disiplinlere ilgi uyandırabilir, felsefe ve kültür kuramları gibi alanlarda duyarlılık kazandırabilirsiniz, ancak çevirmen yetiştiremezsiniz; çünkü çevirmen kendi kendini yetiştirir.
GE Aynı zamanda Can Yayınları’nda Almanca editör olarak çalışıyorsunuz. Edebiyat çevirisi alanında da çok deneyiminiz var. Şu anda yayın dünyamızda edebiyat çevirisini nasıl konumlandırıyorsunuz? Bunu yayıncı ve çevirmen ilişkileri perspektifinden değerlendirebilirsiniz.
ŞS Edebiyat çevirisi, kuşkusuz, piyasası olan bir sektör. Ancak daha yapılacak çok şey var ve ne yazık ki bunlar tek başına yayıncılık sektörünün altından kalkabileceği şeyler değil. Çünkü işin büyük kısmı, hep söylendiği için artık klişeleşen, dolayısıyla da gerçeklik payını yitiren eğitim ve ekonomiyle ilgili. Üniversiteye edebiyat eğitimi almaya gelen biri, öğreniminin büyük bölümünün edebiyat metinleri aracılığıyla dünyayı yorumlamaktan geçtiğini, bunun da ancak kitap okunarak yapıldığını gördüğünde şaşırabiliyorsa ve bu şaşkınlığı yaşayanlar artık azınlığı değil de çoğunluğu oluşturuyorsa, bu ülkenin eğitim sisteminde sizin boyunuzu aşan bir problem var demektir ve bunun üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gerekir. Bunun üzerinde duruyorum; çünkü bu doğrudan doğruya okuyan nüfusun oranını belirleyen bir olguya işaret ediyor. Bu ülkede bir kitabı 2000 adet basarken düşünüyorsanız, bastığınız kitabın 2000 okur bulacağından kuşkulusunuz demektir. Nüfusunun 70 milyonu aşmasıyla övünen bir ülke için hayli acıklı bir durum. Bu durumun çevirmene yansıması ise işin ekonomik yönünü belirliyor. Arz edilen şeyin talibi az olunca, kitap pahalı, dolayısıyla kolay vazgeçilebilir bir “nesne“ye dönüşüyor. Bu durumda çevirmen de, yaptığı o çok zahmetli ve yorucu bir iş karşılığında yeterince para kazanamıyor.
GE Aslında ilginç bir noktada duruyorsunuz. Bir yandan yayın sektörünün edebiyat çevirisi ve çevirmeni alanındaki sıkıntılarını birebire gözlemliyor ve yaşıyor; bir yandan da sektöre ‘edebiyat insanı’, çevirmen yetiştiren bir akademik kurumda eğitmenlik yapıyorsunuz. Bu ikili perspektif, akademide yaptıklarınızı biçimlendirdi mi? Yani üniversitede öğrencilerle ders yaparken, yayıncılık dünyasında deneyimlediklerinizi tamamen bir tarafa mı bırakıyorsunuz, yoksa bu deneyimler derslerinizde bir araya geliyor mu?
ŞS Aslında düşündüğünüzün tam tersine, akademik kurumlar edebiyat çevirmeni yetiştirmiyorlar. Yetiştirmeleri de mümkün değil. Edebiyata ve yakın disiplinlere ilgi uyandırabilir, felsefe ve kültür kuramları gibi alanlarda duyarlılık kazandırabilirsiniz, ancak çevirmen yetiştiremezsiniz; çünkü çevirmen kendi kendini yetiştirir. Siz ancak metinlerin, dolayısıyla da dünyanın nasıl okunabileceğini, hayır nasıl okunacağını değil, nasıl okunabileceğini işaret eder, olsa olsa yorum olanaklarını gösterebilirsiniz öğrenciye. Bundan sonrası çevirmen olmaya niyetlenen kişinin kendi işidir; çevireceği metnin dünyasını nasıl yorumlayacağı ve bu yorumu kendi diline nasıl aktaracağı, çeviri yapan kişinin kitapla baş başa kaldığında yanıtlaması gereken zor bir sorudur.
GE Peki sizce iyi bir edebiyat çevirmeni olmak için, genç arkadaşlarımızın ne yapmaları gerekiyor? Onlara ne önerirsiniz? İster çeviri bölümlerinde, ister filoloji bölümlerinde olsunlar, lisans eğitimleri boyunca kendilerini bu konuda nasıl zenginleştirebilirler?
ŞS Aslında yanıt çok basit: okuyarak ve okuduğu şey üzerine düşünerek, ben bundan ne anladım, niye böyle anladım, başka türlü anlayabilir miydim, peki neden başka türlü anlamadım, diye sorarak. Evet, yanıt belki basit ama uygulaması o kadar basit olmayabilir. Çünkü bu dil ve anlam ilişkisi ile, dolayısıyla da anlama olgusu ile ilgili olduğu kadar kişinin kendi kendisine ve dünyaya bakışı ile de ilgili bir süreç.
GE Çevirmenlerinizle nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Editör ve çevirmen olarak birlikte çalışma sürecinizi özetle anlatabilir misiniz?
ŞS Editörlük sadece şimdi hangi kitabın yayımlanacağını belirleme işi değil. Editörlük, çeviri edebiyat söz konusu olduğunda, biraz da hangi metni hangi çevirmenin çevirebileceğini kestirme işi. Doğru kitaba doğru çevirmeni bulma işi başka bir deyişle. Bir tür çöpçatanlık. Gerisi zaten kendiliğinden geliyor.
GE Şu anda çalıştığınız yayın projeleri nelerdir? Bize birkaç örnek verebilir misiniz?
ŞS Projeler birkaç koldan birden ilerliyor: Çağdaş dünya edebiyatı, klasikler, 2011’den itibaren bir dizi altında yayımlamaya başladığımız Gotik Romantik edebiyat ve yine edebiyat okuruna seslenen ve yaşamın değişik alan ve perspektiflerine dair keyifli okumalar sunan Kırkmerak dizisi.
GE Son olarak, genç çevirmen adaylarına, bu konuda kendini daha da zenginleştirmek isteyen çevirmenlere söylemek istediğiniz bir şey, bir öneri var mı?
ŞS Dil üzerine düşünmeyi öneririm. Çeviri söz konusu olduğunda, tek başına önemli olan yabancı dilinizin mükemmelliği değildir. Çeviri yapacağınız, dolayısıyla da o dili aktaracağınız Türkçenizin de mükemmel olması gerekir. Dil üzerine düşünmeden, anlam ve aktarım olanaklarını tartmadan çeviri yapmak mümkün değil.
GE Zaman ayırdığınız için teşekkürler.
ŞS Asıl ben teşekkür ederim.
çevirmen eğitimi · Editörlük · konferans çevirmeni · simültane çeviri · simultane çeviri becerileri · simultane tercüman · simultane tercüme
Yorum ekle
<< Önceki yazı: Bir Doktorun Gözünden Konferans Tercümanları

