Dragosfer | Çeviri Dünyası Bülteni

Eki/11

9

Simultaneden Sağ Çıkmak: Kitap Tanıtımları

Simultane Çeviriden Nasıl Sağ Çıkarsınız?

Kitabın Adı: Self-Preservation in Simultaneous Interpreting: Surviving the role

Yazarı: Claudia Monacelli

Yayınevi: John Benjamins Publishing Company

Sayfa: 182

Yayın Tarihi: 2009

Konferans tercümanlığı bazen pahalı bir lüks olarak görülüyor. Konferans tercümanlarının genellikle birkaç kişi tarafından dinlenildiği ve artık herkesin İngilizce biliyor olması gerektiği dile getiriliyor. Konferans tercümanları aynı zamanda, otomatik bir dönüştürme sürecinde çalışan bir çeviri makinesinden öte gitmeyen bir yarı-otomaton olarak görülebiliyor. Ve birşeyler ters gittiğinde, yanlış anlamalar olduğunda ve hatta diplomatik krizler çıktığında, suçlanan onlar oluyor.’

Monacelli, kitabının önsözüne bu sözlerle başlıyor. Monacelli’ye göre, konferans tercümanlarının bir makine gibi görülmelerinin en önemli nedeni ‘görünmez’ olmaları. Toplantı salonlarının en arka köşesindeki kabinlerinde, hatta salonun üzerinde kalın camların gerisindeki tercüman odalarında çalışan konferans tercümanları, seslerini yalnızca kulaklıklardan, kendilerini dinleyen kişilere duyurabiliyor. Aynı zamanda yaptıkları işin ‘eşzamanlı’ doğası herkesçe anlaşılmadığı için, gizemli bir boyutun içinde görülüyorlar. Monacelli, kitabında, yakın zamana kadar sözlü çeviri alanındaki kuramsal çalışmaların da, tercümana bir ‘insan’ olarak değil, bir ‘olgu’ olarak yaklaştığına değiniyor ve bu alanda yapılacak kuramsal çalışmaların artık sürecin dinamiklerinden öte, tercümanın bir ‘birey’ olarak çeviri süreci ile nasıl bütünleştiğinin anlaşılmasına yönelmesi gerektiğini dile getiriyor.

Monacelli’nin kitabında, konferans tercümanları için, birçok bilinmez ve değişkenle dolu çalışma ortamlarında nasıl sağlıklı bir çeviri yapabileceklerine ve mesleklerini icra ederken kendilerinin de salt bir makine olarak görülmekten nasıl kurtarabileceklerine ilişkin aydınlatıcı tartışmalar ve öneriler yer alıyor.

Dilin Aynasından

Kitabın Adı: Through The Language Glass

Yazarı: Gıuy Deutscher

Yayınevi: Arrow Books

Sayfa: 310

Yayın Tarihi: 2010

Dil, kültürün bir ürünü müdür? Yoksa dili, insan biyolojisi mi belirler? Son birkaç yüzyıldır bu gibi sorular sorduk, fakat bunlara kesin yanıtlar bulamadık. Guy Deutscher, 2005 yılında yayınladığı ‘The Unfolding of Language’ adlı kitabında, dili kültürün ötesine ve öncesine yerleştirmiştir. ‘Through The Language Glass’ adlı son kitabında ise, Deutscher, biyoloji temelli kuramların bazı tutarsızlıklarını ortaya koyuyor.

Deutscher ilk ilginç örneklerinden biri, birçok dilde, temel renklerin bir karşılığını verecek sözcüklerin olmaması. Kitabın ilk dört bölümünde, düşünce tarihinin ilginç bir yorumunu bulacaksınız. Örneğin, ünlü İngiliz devlet adamlarından William Gladstone aynı zamanda antik Yunan metinleri konusunda bir uzmandı ve antik Yunanca’da ‘mavi’ sözcüğünün bir karşılığı olmadığını bulgulamıştı. Gladstone bu bulgusuna dayanarak, insanların o dönemde henüz tam bir renk görüsü edinemediklerini iddia etmişti. On dokuzuncu yüzyılda, Lazarus Geiger adında başka bir filolog, dünya üzerindeki dillerin renk spektrumunu aynı biçimde bölümlemediklerini ortaya koymuş, fakat ilginç sonuçlar içeren çalışması kısa zamanda unutularak, ancak bir yüzyıl sonra yeniden dilbilimcilerin dikkatini çekmiştir.

Kitabın belki de en ilginç bölümlerinde, Deutscher dil ve düşünce arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Farklı dilleri konuşanlar, benzer biçimde mi düşünüyorlar, yoksa farklı diller, dünyayı farklı biçimde mi algılıyor? Bu sorunun odaklandığı problem, bazı kuramcılar tarafından ‘dilsel görecelik’ olarak da tanımlanır. Deutscher, ‘dilsel görecelik’ kavramını reddediyor ve bu soruya vermeye çalıştığı yanıtı kültürel ve tarihsel bir tabana oturtuyor.

Deutscher’in kitabı, dil, toplum ve kültür konularında kafasında sorular olanlar için aydınlatıcı ve düşündürücü bilgilerle dolu.

Babil Sineması

Kitabın Adı: Cinema Babel: Translating Global Cinema

Yazarı: Abe Mark Nornes

Yayınevi: University of Minnesota Press

Sayfa: 304

Yayın Tarihi: 2008

Babil Sineması, metin, imge ve çeviri arasındaki ilişkileri inceleyen bir kitap. Sinema sektöründe çevirinin nasıl üretildiği ve tüketildiğine ilişkin bilgilerin yanı sıra, altyazı çevirilerinin, seslendirmelerin nasıl yapıldığına ilişkin bilgi edinmek isteyenlerin başvuracağı bir kaynak kitap niteliği de taşıyor. Sinema sektöründe yaşanmış gerçek olaylar örneklendirilerek, çevirmenin bu sektörde nasıl konumlandığı ve nasıl konumlanması gerektiği hakkında da önemli ipuçları sunuyor.

Nornes, Akira Kurosowa’nın yönettiği Tora! Tora! Tora! adlı filmin çekim aşamasında çevirmenin nasıl görünmez, ama bir o kadar da etkin bir unsur olduğunu açıklıyor.

Babil Sineması, çevirmenin bu alandaki konumunu açıklamanın ötesinde, altyazı çevirisi gibi sinema sektöründeki farklı çeviri türleri ve süreçleri hakkında teknik bilgiler de veriyor. Kullanılan yöntemler ve hatta teknik donanımlar açıklanıyor.

Babil Sineması, sinema sektörü ve sanatı, film incelemeleri, film çevirisi, Japon sineması ve Avrupa tarihi alanlarında ilgisi olanların okumasu gereken bir kitap.

Genç Bir Romancının İtirafları

Kitabın Adı: Confessions of a Young Novelist

Yazarı: Umberto Eco

Yayınevi: Harvard University Press

Sayfa: 231

Yayın Tarihi: 2011

Bir Genç Romancının İtirafları, Umberto Eco’nun 2008 yılında ‘Richard Ellmann Lectures’ adlı programı kapsamında verdiği konuşmaları içeren küçük, fakat çok zengin içerikli bir kitap. Eco, kitabının en başında, bu itirafların neden genç bir romancıya ait olduğunu açıklıyor: Bu konuşmaları yaptığı sırada yetmiş yedi yaşına basmak üzerine olmasına karşın, ilk romanı Gülün Adı 1980 yılında yayınlandı. Eco, bu açıklamayı yaptıktan sonra, başlığını şu sözlerle gerekçelendiriyor:

‘Bu nedenle kendimi çok genç ve şu ana kadar yalnızca beş roman yazmış, geleceği olan bir romancı olarak görüyorum. Önümüzdeki elli yıl içinde daha birçok roman yazacağım.’

Kitaba dönüştürdüğü konuşmaları sırasında Eco sık sık kendi romanlarına göndermelerde bulunuyor. Örneklerini kendi yazma sürecinden ve kendi yapıtlarından veriyor. Eco, mesleki açıdan bir akademisyen olduğunu, romancı kimliğini ise yalnızca bir amatör olarak taşıdığını belirtiyor. Kitabın başında, akademik ve bilimsel yazma biçimleri ve yaratıcı yazma edimi arasında bir ayrım yapıyor:

‘Kuramsal bir makalede, yazar genellikle belli bir tez sunar ya da belli bir problemin yanıtını arar. Oysa bir şiirde ya da romanda, yazarın amacı tüm tutursızlığı ile yaşamı yansıtmaktır.’

Öte yandan, Eco kendi yazma sürecini açıklamaya giriştiğinde, kendisi de kuramdan tamamen uzak kalmıyor. Yazar, kitabının ilk bölümünde, yazma sürecine kişisel bir perspektiften bakarak, kendi yöntemlerini ve ilgi alanlarını açıklıyor.

Kitabın ikinci bölümünde, yazar, metin ve çevirmen üçgeni irdeleniyor. Bu bölüm, yazarın kendi amaçladıkları dışında, metninin okurlar ve çevirmenler tarafından nasıl farklı yorumlanabileceğini ilginç örneklerle açıklarken, bir yandan da, edebiyat çevirisinin güçlüklerini gözler önüne seriyor. Kurmaca karakterler üzerinde yoğunlaşan üçünçü bölümde ise, okurların romanlara ilişkin ‘gerçeklik’ algısı tartışılıyor.

Genç Bir Romancının İtirafları, Umberto Eco’nun yazdıklarından ve romanlarından hoşlananlar için, keyifli ve ufuk açıcı bir küçük hazine!

Share

· · ·

Yorum ekle

<< Önceki yazı:

Sonraki yazı: >>

Dragoman Grup Siteleri
Dragosfer, Dragoman Grup’un hazırladığı bir çeviri bloğudur.
Çeviri Dil Eğitimi İnteraktif
Carbon Teknoloji & Konsepto Reklam Ajansı 2010