“İdeoloji, üzerinde oturduğum kanepeyi bile şekillendirdi.”
Mason Cooley
Çeviribilim alanını yazılı ve sözlü çeviri biçiminde iki alt-modüle ayıracak olursak, ideoloji kavramının sözlü çeviri alanına oranla yazılı çeviri alanında daha sıklıkla tartışılan ve ele alınan bir mesele olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak bu demek olmuyor ki, ideoloji ve bu kavramın yansımaları sözlü çeviri alanına girmemiş ve bu alanı etkilememiştir.
İdeoloji, bireylerde güçlü ve heyecanlı birtakım tepkiler uyandıran bir sözcüktür. İnsanlar ‘ideoloji’ sözcüğünü duyduğunda bunu genellikle komünizm, faşizm ya da anarşizm gibi ‘izm’lerle bağdaştırırlar (Freeden 2003). İdeoloji terimini ilk kez ortaya koyan ve bir nevi ‘isim babası’ kimliğini üstlenen Antoine Destutt de Tracy, Fransız İhtilali’nin ardından yazdığı yazılarda düşüncelerle ilgilenen ayrı bir çalışma disiplini yaratmak istemiştir. De Tracy, düşüncelerin hem eleştirilerinin hem de bilimlerinin ortaya çıkacağı, empirik bir düzlemde kanıtlanabilir bir temelde düşünce ve eylem ideallerinin ortaya konulmasını tasarlıyordu. Tarihsel süreç içerisinde ilerleyip Alman İdeolojisi’ne geldiğimizde karşımıza iki önemli isim çıkıyor: Marx ve Engels. Marx ve Engels’a göre tüm ideolojilerde insan ve çevresi, camera obscura’da olduğu gibi baş aşağı görünür. Başka bir deyişle ideoloji, materyal dünyanın tersine çevrilmiş bir ayna görüntüsünden başka bir şey değildir; materyal dünyanın kendisinin de kapitalizmin etkisi aracılığıyla insani niteliğini yitiren sosyal ilişkilere maruz olduğu gerçeği ile bu görüntü bir derece daha bozulmaktadır. Yine Marx’ın etkisiyle ideoloji zaman zaman “yanlış, asılsız, çarpıtılmış ya da başka herhangi bir biçimde yanlış yönlendirilmiş inanışlar dizgesi” biçiminde de olumsuz siyasi bir çağrışım ile tanımlanmaktadır (Calzada-Pérez 2003:3). Öte yandan dil, kültür disiplinleri ve çeviribilim alanındaki akademisyenler büyük çoğunlukla ideoloji kavramını politik alanın da ötesine çekerek “yaşamlarımızı düzenleyen ve çevremizle olan ilişkiyi anlamamıza yardımcı olan düşünceler dizisi” biçiminde politik anlamda daha nötr bir tanım yapma eğilimindedir (Calzada-Pérez 2003:5). Bu genel ideoloji tanımına uygun düşecek biçimde sözlü çeviri alanına geçtiğimizde de karşımıza buna benzer bir ideoloji anlayışı çıkmaktadır. Pöchhacker’a göre “Sözlü Çeviri Çalışmaları sahasındaki pek çok kimse için ‘ideolojinin’ dar, politik, indirgeyici anlamı “ideolojinin yanlış, çarpıtılmış ya da herhangi bir biçimde yanlış yönlendirilmiş inanışlar dizgesi’ne eşittir.” (Pöchhacker 2006). Profesyonel sözlü çevirmenler kendilerini geleneksel olarak belirli ideolojilerin ‘ötesinde’ ya da başka bir deyişle ‘arasında’ ve belki de eşit uzaklıkta konumlandırdığı için ideoloji ile herhangi bir ‘alakaları olmayacaktır’. Oysa Teun van Dijk (1998) ve Ruth Wodak (2001) gibi isimlerin savunucusu olduğu Eleştirel Söylem Çözümlemesi yaklaşımına göre dil kullanımı bütünüyle ideolojiktir. Bu noktadan hareketle, diğerlerinin dil kullanımını yansıtan ve temsil eden bir dilin kullanıcıları olarak sözlü çevirmenler de kendilerini ideolojiden soyutlayamamaktadır. Tam olarak nötr (neutrality) olmasa bile tarafsız olma kavramı (the notion of impartiality) – yani iletişim taraflarının herhangi birinin niyet ya da eylemlerine hiçbir surette dahil olmama durumu- tarihten günümüze dek sözlü çevirmenlik mesleğinin temel taşlarından biri olmuştur. Bunun, ilk profesyonellerin 1920’li yıllarda Milletler Cemiyeti ve ILO konferanslarında devlet temsilcileri için ve bu temsilciler arasında çalışmaya başladıkları andan itibaren aynı şekilde algılandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Yine de, günümüze gelindiğinde, Fransız ve Alman liderlerin arasında yapılan görüşmelerde dahi her iki tarafın da kendi sözlü çevirmenini beraberinde getirdiği ve bunun Çinli liderlerle yapılan diplomatik ve politik toplantılarda da aynı şekilde uygulandığı görülmektedir. Bu uygulama bu tür diplomatik ve politik bağlamlarda sözlü çevirmene geleneksel olarak biçilmiş ‘taraflar arasındaki’ rolünden ziyade ‘taraflardan biri ya da diğeri için’ şeklinde bir rolü akla getirmektedir.
Politika, dil ve ideoloji
Politikayı konuşurken aynı zamanda ve büyük ölçüde belirli düşüncelerin ve çıkarların bir tür güvenli bölgeye alınıp uygulamaya konulması amacıyla verilen bir çabadan bahsetmiş oluruz (Schaffner 1996). Bu türde bir politik amacın ortaya konulması ve somut eyleme dönüştürülmesi süreci, her şeyden önce politik tarafları gerektirmektedir ve bu süreçte dil çok büyük bir rol oynamaktadır. Hatta Schaffner’a göre “ herhangi bir politik eylem, dil ile hazırlanmakta, ortaya konulmakta, kontrol edilmekte ve etkilenmektedir” (Schaffner ibid.).
Bir metnin politik metin olarak belirlenmesi, işlevsel ve tematik kriterlere dayandırılabilir (Schaffner ibid.). Bu metinler politikanın bir parçası ve/veya sonucudur. Politika sahasında yer alan değişik faaliyetlere göre başka işlevlere hizmet ettikleri görülmektedir. İçerik açısından baktığımızda, başlıkları genellikle politik faaliyetler, politik düşünceler, politik ilişkiler ile ilgilidir. Bu tür metinlerin diğer bir ortak özelliği de, genellikle geniş kitleleri hedef almasıdır. Örnek olarak demeçleri, politik liderlerin ya da politika sahasında yer alan diğer politik kişiliklerin yaptığı konuşmaları, liderler arasında gerçekleşen müzakere, özel protokol görüşmelerini vb. verebiliriz. İşlevsel bakış açısından bakıldığında sözlü politika metinlerini alt-gruplara ayırmak mümkündür. Birinci grup iç politika iletişiminden oluşur, burada konuşmacılar önde gelen politikacılardır ve aynı politik ya da ideolojik gruba hitap ederler. İkinci alt-grupta ise bir politikacı Ulusa Sesleniş’te olduğu gibi daha geniş ve politika-dışı bir kitleye seslenmektedir, bu yüzden gerçekleşen devlet-içi politik iletişimdir. Yabancı politik iletişim olan üçüncü alt-grupta ise, örneğin yurtdışı gezisine çıkmış olan üst düzey bir politikacı –liderin diğer politikacılar ve bürokratlarla yaptığı görüşmeler yer alabilir. Burada unutulmaması gereken esas nokta, sözlü politika metinlerinin homojen bir özellik taşımadığı ve her bir iletişim bağlamına göre kendine has birtakım özellikler kazanabileceğidir.
Peki ya iletişimin farklı kültürlerden, farklı dillerden, farklı ideolojilerden gelen tarafları bağlamında bakıldığında sözlü çevirmen ne ‘taraftadır’? Her şeyden önce, tüm bireylerin en yalın haliyle bir dünya görüşü, siyasi ve ideolojik duruşu ve tutumu olduğundan ya da olabileceğinden, bu düşüncelerini mesleklerine ve hayat tarzlarına tamamen yansıtmasalar bile, bu iki alanı bir çizgiyle bölüp mutlak surette izole etmelerini beklemek yanlış olacaktır. Kaldı ki tamamen kendi kişisel ve profesyonel tercihleri gereği örneğin süregelen bir savaş esnasında sözlü çeviri yapmayı reddeden ya da benzer biçimde din temalı toplantılara gitmeyen sözlü çevirmenler bulunmaktadır. Politik düzlem, sözlü çevirmen ve ideoloji kavramları ışığında üç ana unsurdan bahsetmek mümkündür: Birinci durumda ‘ekip-içi’ çevirmen diyebileceğimiz, esas işi çevirmenlik olmayan fakat içinde bulunulan politika ve uluslararası ilişkiler konularına hâkim olmaları, zaman zaman da söz konusu politikacı/lidere olan yakınlıkları nedeniyle gerçekleştirilen görüşmeler, röportajlar, ziyaretler ve buna benzer iletişim durumlarında sözlü çeviri yapan kimseler yer almaktadır. Burada, görüşülen konular politik ve bazen de ‘ devlet sırrı’ niteliğinde olabildiği için bu tarz bir uygulamaya da gidilmektedir. Başka bir deyişle, aslında ideolojinin kendisinden ötürü çevirmen seçiminde ideolojik bir seçim yapılmaktadır. Türkiye politikasından konuyla ilgili bir örnek verecek olursak, Egemen Bağış’ı örnek vermek mümkündür. Bilindiği üzere Bağış, Tayyip Erdoğan’a hem dil hem de politika danışmanlığı anlamında yardımcı olmaktadır. Mart 2005’te yerini Özel Kalem Yardımcısı Çağatay Kılıç’a bırakmış olan Bağış hakkında yazılan yazılardan biri şu şekildedir: Yıllarca ABD’de yaşamış, Amerikan – Türk Federasyonu’nda başkanlık, yöneticilik yanında, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın da ‘sözleşmeli – rehber, Türkçe mütercim – tercümanlığını’ yapmış Egemen Bağış’tan bahsediyorum. AKP’nin kuruluşu aşamasında, Erdoğan ve arkadaşlarının ABD seyahati sırasında tanışmışlar. Erdoğan’ın da, kanı kaynayınca, Bağış, 3 Kasım’da milletvekili seçildi. Sonra hep Erdoğan’ın yanında gördük kendisini. Başbakan’ın ‘yabancı dili – meramı’ oldu, yurtdışında. Son olarak ABD’de Erdoğan’ın konuşmalarının, basın toplantılarının ‘simultane – anında’ çevirisini yaptı. ‘Oval Ofis’ görüşmelerinde de Erdoğan’ın arkasında, ayakta ‘çeviri’ yapıyordu. Söylentilere göre çevirirken en çok zorlandığı, Başbakan’dan ‘kullanmamasını’ istirham ettiği söz ‘doğmamış çocuğa don biçmek’ imiş! Egemen Bağış, AKP İstanbul Milletvekili. TBMM üyesi. ‘Maaş ve yolluklarını’ milletvekilliği yapmak, yasama faaliyetlerine, ‘katılmak’ için alıyor. Mütercim – tercümanlık için değil. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’nda, Dışişleri Bakanlığı’nda uzman tercümanlar var. Kimi toplantılarda bir TBMM üyesinin ‘tercüme kulübesine’ girip, kafes gibi yerde ‘çevirmenlik’ yapması, ‘şık’ değil. Muhtemelen kulübedeki diğer çevirmenler mebus olduğunu bilseler, şaşırırlar. (Doğan, Zülfikar. “Milletin Vekili, Mütercim mi? Polonya, AB’de yeni cin mi?” Akşam 2 Şubat 2004). Örnekte de görüldüğü gibi aynı anda milletvekili olan, konumu gereği politika konusuna yakın duran ve yabancı dil bilen biri çevirmen olarak politik görüşmelere dâhil olmaktadır. İkinci durumda ise söz konusu politik iletişim ortamında aracılık eden sözlü çevirmen profesyonel olarak sözlü çeviri yapmasına rağmen kendi bireysel tercihleri sonucu ideolojik seçimler yapabilir. Bu çerçevede, ideoloji meselesine sözlü çevirmen açısından iki düzeyde bakılmalıdır: bunlardan ilki, belirli ideolojik tasarılara hizmet etmek üzere araçsallaştırılabilen profesyonel sözlü çeviri meslek ve eğitim kurumlarının yer aldığı kurumsal düzey; ikincisi de sözlü çevirmenin kim için ve kiminle birlikte çalışacağına karar verdiği bireysel düzeydir (Pöchhacker, Franz.age. s.3). Bu duruma örnek olarak aşağıdaki haber verilebilir: Fransa Cumhurbaşkanlığında 2’nci tur yarışı devam ederken, adayların televizyon konuşmalarına ilişkin ilginç gelişmeler yaşanıyor. Son ve en ilginç haberlerden biri, Fransa cumhurbaşkanı adayı Nicolas Sarkozy’nin konuşmasını İngilizce’ye tercüme eden ‘şakacı çevirmen’in işine son verilmesi oldu. Fransa’da önceki gün Nicolas Sarkozy’nin ‘France 2’ kanalında yayınlanan bir konuşmasının İngilizce çevirisini yaparak, yurtdışındaki uluslararası televizyon kanallarına servis sağlayan Amerikalı çevirmen, merkez sağ adayın sözlerini bilerek çarpıtınca işinden oldu. Sarkozy’nin “Sizi etrafımda topluyorum ki bir rüyayı gerçekleştirebilelim” şeklindeki sözlerini, “Bir rüyayı gerçekleştirebilmemiz için sizi şişkin egomda bir araya getiriyorum” şeklinde tercüme eden Amerikalı tercüman, France 2 kanalının prestijine büyük zarar verdi. Altyazıyı şakacı çevirmenin aktardığı şekilde yayınlayan Amerikan televizyon kanalları, ilk başta durumu fark etmezken, bu şakayı kamuoyuna ilk duyuran, “frenchmorning” isimli internet sitesi oldu. (Geyisi, Erhun. “Sarkozy’nin Çevirmeni Kovuldu”. Hürriyet 1 Mayıs 2007). Bu örnekte, çevirmenin kendi ideolojik inanışları ve politik duruşu nedeniyle aldığı bir çeviri kararından söz edilebilir. Benzer biçimde, başka bir örnek olarak, özellikle son zamanlarda sıklıkla tartışılan Ermeni meselesi hakkında düzenlenen bir toplantıdaki konuşmalarda ‘Armenian genocide’ ifadesini ‘sözde Ermeni soykırımı’ biçiminde çevirmek de çevirmenin ideolojik ve politik duruşunu açıkça yansıtan bir tercih olacaktır. Bu noktada eşdeğerlilik, işlevsellik, profesyonel ve etik davranış kuralları gibi pek çok bağlantılı unsurun da konuya dâhil olması gerektiği gözden kaçmamalıdır. Son kategoride ise, sözlü çevirmenin yaptığı çevirinin sonucunda kendiliğinden ortaya çıkan ideolojik sonuçlar ön plana çıkmaktadır: 25 Şubat 2006 tarihli köşe yazısında Ertuğrul Özkök, Hamas temsilcisi Meşal’in Ankara ziyareti sırasında düzenlenen basın toplantısındaki çevirmenden bahsediyor. Gazeteci Cengiz Çandar’a çeviri hakkında ne düşündüğünü sorunca Arapça’yı iyi düzeyde bilen Çandar’ın şu yorumunu aktarıyor: HAMAS temsilcisi bir ara “Hukuke’l-Vatani” kavramını kullanmış. Çandar, “Arapça’da hukuk, hak kelimesinin çoğuludur. Yani ‘haklar’ anlamına gelir. Meşal, ‘milli haklardan’ vazgeçmeyeceklerini söylüyordu” diyor. Oysa tercüman bunu “hukukun üstünlüğü” şeklinde çevirmiş. Çandar anlatmaya devam ediyor: “Ertesi gün NTV’de Emre Kongar ile Mehmet Barlas’ın programını seyrediyordum. Meşal’in ‘Hukukun üstünlüğünden’ söz etmesini çok önemli bir gelişme olarak gördüklerini söylediler. Ertesi gün CNN Türk’te Taha Akyol’u izledim. O da HAMAS’ın ilk defa hukukun üstünlüğünden söz ettiğini belirtip, bunun çok önemli bir gelişme olduğunu söyledi. “Çandar, “Oysa Araplar’da hukukun üstünlüğü diye bir kavram yoktur” diyor. “Milli haklar” ile “hukukun üstünlüğü” kavramları arasında büyük fark var. Hatta “milli hak” kavramı, çoğu kez, uluslararası hukukun çiğnenmesi anlamına bile gelebiliyor. (Özkök, Ertuğrul. “İki Kelimelik Zincirleme Kaza”. Hürriyet 25 Şubat 2006.) Örnekten de anlaşılabileceği üzere, politik bir iletişim ortamında iletişimi sağlayan kişi olarak çevirmenin sözcük ve ifade seçimi, belki de sonrasında daha uzun tartışmaları getirebilecek durumların doğmasına sebebiyet verebiliyor. Belki de burada önemli olan nokta, çevirmenin ‘ekip-içi’ çevirmen diye tabir edilen, yani esas mesleği bu olmayıp da hem dil bildiği hem de bu ziyaret sırasında grupta yer aldığı için çeviriyi üstlenen biri olup olmadığını kesinleştirmek. Elbette, yine bu örnek, özellikle politika gibi son derece hassas bir zeminde önemli bir görev yerine getiren sözlü çevirmenin bu sorumluluğunun mutlak olarak bilincinde olması ve konuyla ilgili uzmanlık ve arka plan bilgisine sahip olması zorunluluğunu da akla getirmektedir. İdeoloji üzerine politika bilimlerinin yanısıra çeviribilim alanında da daha detaylı ve derinlemesine yapılan çalışmaların varlığını, konunun önemini ortaya koyar niteliktedir. Konunun genişliği ve zamanın kısıtlılığı göz önünde bulundurulduğunda, bu yazıda, sözlü çeviri ve ideoloji ilişkisi hakkında ancak temel birtakım bilgiler ve gözlemler sunulmaktadır. Oysa, özellikle belirli bir profesyonel sözlü çevirmenlik olgusu ile şekillenmiş olan Sözlü Çeviri Araştırmaları disiplini, ideolojik bir perspektif içerisinde rolünü ve konumunu yeniden gözden geçirmek durumundadır. Bu bağlamda sözlü çeviri eylemi ve mesleğinin kavramsallaştırılmasında yapılacak bir değişim ve/veya sorgulamanın, bu yönde muhtemel umut verici rotaları açacağına inanılmaktadır. NOT: Bu makale, 2008 yilinda Istanbul Universitesi Aksit Gokturk`u Anma Toplantisi`nda Yasemin Ozden Kanca ile birlikte sunulan bildirinin basima hazirlanmis seklidir ve Bildiri Kitabi`nda basilmistir.
KAYNAKÇA
Freeden, Michael. Ideology: A Very Short Introduction. USA: Oxford, 2003.
Calzada-Pérez, M. Introduction. Apropos of ideology. Ed. M. Calzada-Pérez. Manchester: St. Jerome, 2003. 1-22.
Pöchhacker, Franz. “Interpreters and Ideology: From ‘Between’ to ‘Within’.” Trans Nisan 2006.
van Dijk, Teun A. Ideology: A Multidisciplinary Approach. London: Sage, 1998.
Schaffner, Christina. “Political Speeches and Discourse Analysis.” Editorial. Current Issues in Language & Society 1996.
Doğan, Zülfikar. “Milletin Vekili, Mütercim mi? Polonya, AB’de yeni cin mi?” Akşam 2 Şubat 2004 < http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2004/02/02/yazarlar/yazarlar166.html>.
Geyisi, Erhun. “Sarkozy’nin Çevirmeni Kovuldu” Hürriyet 1 Mayıs 2007 .
Özkök, Ertuğrul. “İki Kelimelik Zincirleme Kaza” Hürriyet 25 Şubat 2006 < http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3986867.asp?yazarid=10&gid=61>.
simültane çeviri · simultane çevirmen · simultane tercüman · simultane tercüme · sözlü çeviri · sözlü çeviri ve ideoloji · sözlü çevirmen
Sözlü Çeviri ve İdeoloji için 1 yorum yapılmış.
çince tercüman | 19 Ocak 2012 at 10:47
Yorum ekle
<< Önceki yazı: Simultane tercüme öncesinde simultane çevirmen toplantıya nasıl hazırlanır?

Çok bilgilendirici bir yazı olmuş.